İÇ EVRENİMİZ

 

Kırklareli’nde yaklaşık 3500 metre uzunluğunda Istıranca Dağları’nın altına gizlenmiş muhteşem bir mağara bulunmaktadır: ”Dupnisa Mağarası.” Dupnisa’ nın içinden ise Meriç Nehri’ni besleyen ana kollardan biri olan Rıdvan Deresi doğar. Dupnisa o kadar büyüktür ki daha kapısının önünde içinde barındırdığı ihtişamı hissedersiniz…

İlk defa Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü’nün düzenlediği bir kamp ile Dupnisa’yı görme şansını yakaladım. Ormanların arasında çağlayan bir dere ve derenin geldiği yöne doğru yürüdüğünüzde kayaların arasında görkemli ve iç ürpertici bir giriş… Bu mağara beni o kadar etkilemişti ki ardından birkaç yıl arayla üç defa daha gidip görecektim. Dupnisa ile kurduğum dostluk yıllarca devam etti…

Bu mağaranın içinde bulunan galerilerin her biri kendine has güzelliklere sahiptir. Kimi rengarenk kayalarla, kimi bembeyaz iki-üç metrelik perde şeklinde sarkıtlarla, kimi pırıl pırıl parlayan taşlarla, kimi sayısız sütun ve geçitlerle, kimisi onlarca metre derinliğinde yarıklarla, kimi daracık tünellerle, kimi de minik derelerle kendini ifade eder. Bu güzelliklerini sizinle paylaşmayı bekliyor gibidirler… Dupnisa aslında insanın iç evreni gibidir. Karanlık ve bilinmez dehlizleride vardır, içine Sultanahmet Camii’ni alabilecek kadar geniş galerilerde… Bütün bu güzelliklerin en büyük sebebi ise “su” dur…

İç evrenimizde de dar geçitler geniş koridorlara uzanır, her bir tecrübe birer su damlacığı gibi derelere dönüşür ve bu dereler nehirlere, oradan da denize kavuşur. Su damlacığı denize olan seyahatinde Dupnisa’nın değişimine katkıda bulunur. Dupnisa tüm güzelliğini ve büyüklüğünü bu ufacık su damlacıklarına borçludur. Bizler de yaşadıklarımıza borçluyuz… Hiç şüphesiz “bilgelik” denilen bilinç hali yaşanmış olayların bireye kazandırdığı rafine tecrübelerle doğru orantılıdır.

Dupnisa’ya bugüne kadar çok insan girdi ancak daracık bir kovuğu gözden kaçırdılar… Yıllar sonra katıldığım bir gezide, bu kovuktan içeri girildiğinde onlarca metrekare genişliğinde bir galeri keşfedildi. “Bizlerin de içinde kim bilir daha nice gizli güzellikler var!” diye soramadan edemiyorum.

Yaşadığımız ve içselleştirdiğimiz her tecrübe gün be gün iç dünyamızı zenginleştiriyor. Hiçbir su zerreciğini küçük görmeden, yaşadığımız olaylar neticesinde zamanla olgunlaştığımızı, tıpkı Dupnisa gibi büyüdüğümüzü ve güzelleştiğimizi bilmek, bize huzur verecektir.

İşte, imkan buldukça doğaya, kırlara çıkmak bu yüzden gözlerimizi açacaktır.. Mağaraları, şelaleleri, ıssız patikaları ve ormanları ziyaret edelim. İçimizde olup bitenlerle dışımızda olup biten olayların aslında ne kadar da çok birbirine benzediğini fark ettiğimizde hayatımız bizim için çok daha gizemli ve zevkli bir hal almaya başlayacaktır… Tabiat ana milyonlarca yıllık güzellik sırrını kendisini görmeye gidenlerle paylaşacak ve dinlemek isteyenlerin kulaklarına hikayesini fısıldayacaktır…

Tıpkı mağarada olduğu gibi hayatımızın da iki perspektifi olduğunu varsayabiliriz; Dış evren ve iç evren.

Yaşamımızda bu iki evrenin birbiriyle doğrudan ilişkide olduğuna şahit oluruz. Örneğin; zihni aşırı stres ve endişeden uzak, duyuları açık ve iç farkındalığı canlı olan bir bireyin yaptığı çalışmalara da ruh hali yansıyacak ve tabiatıyla verimli olacaktır. Böylece sadece aldığı sonuçlar başarılı olmakla kalmayacak, o kişi aynı zamanda çevreyi kirletmeden en ergonomik olasılıkları da değerlendirebilecektir. Gerginlik içinde işlerine yoğunlaşmış bir kişi ise, yeni şeyler fark etse ve çalışmaları toplum tarafından kabul edilse bile, enerjisinin çoğunu tüketecek ve yaptığı işler onu asla tatmin etmeyecektir.

İç evrenimizdeki birikim ve düzen dış evren ile ilişkilerimizi belirliyor. İç evrenini düzene sokan ve günlük sıkıntılarını çözebilen bir insanın yaptığı her eylem, en başta yakın çevresini, sonra da çok daha geniş bir çevreyi olumlu yönde etkilemektedir. Gayet doğal ve erdemli davranan bu insanın, çevresinden de benzer davranışları göreceği şaşırtıcı olmasa gerek. Bu insanın çevresinde hâlâ bir şeyler yanlış gidiyorsa da, bunun, geçmişte yaptığı bir etkinin sonucu olduğunu fark edecek ve bunu kabul ederek mümkün olan en pratik çözümleri uygulayacaktır. Yaptığı her hareket, sahip olduğu yüksek bilinç sayesinde, kendisinin ve başkalarının hayatını verimli hâle getirecektir.

Yalnız bu arada, diğer insanların ve uzak-yakın geçmişimizdeki hareketlerin de atmosferde yarattığı etkilerle yaşantımızda belirleyici bir rol oynadığını gözden kaçırmamamız gerekiyor. Modern bilim, etki-tepki yasasını ispatlamıştır. “Kendini Arama Kurtarma Yaklaşımı” da kişinin ve toplumun bu yasanın nimetlerinden daha çok faydalanması için uygulayıcıların sayısının artmasını salık verir. Demek ki yapılan her eylem, bir etki yaratıyor ve bu yakın ya da uzak gelecekte ve çevrede yankılanıyor. Bu bilgi, erdemli bir insanın, çevresi tarafından neden daha çok sevildiğini anlamayı kolaylaştırıyor sanırım.

Hayatı daha mutlu ve dünyaya faydalı olarak yaşayabilmek ve çevrede olumlu etkiler yaratabilmek için belki de iç evrenin zamanla düzenlenmesi ve tazelenmesi gerekiyor..Yani dış evrende uyumlu bir yaşam sürmenin ardında uyumlu bir iç evrenimizin olduğunu söyleyebiliriz..

Peki bu iç evrenimizi nasıl uyumlu hale getirebiliriz? Nasıl olur da, sürekli mücadele içinde yaşayan bizler, kalıcı bir huzur elde edebilir ve her şeye rağmen gülümseyebiliriz? Bu gerçekten mümkün mü? Cevabı:”Evet!”

1- Öncelikle kendimiz hakkında samimi bir şekilde düşünmeli ve çevremizle olan ilişkileri incelemeliyiz.

2- İkinci aşamada, kişisel gelişimi hızlandıran öğretileri araştırmalıyız.

3- Üçüncü aşamada ise, bu yolda yürüyen diğerleriyle bağlantı kurmalı, seminer ve çalışmalara katıldıktan sonra, bize uygun gelecek bir metodu ya da metotları hayatımıza dâhil etmeliyiz. Bu üç basamak, oldukça sade ve doğaldır. Ancak buradaki püf nokta, "hayatımıza dâhil etmektir.” Yani sadece okuyarak bilinç yükselmiyor, deneyimleme sürecinin yaşanması gerekiyor. Eğer kitaplarda yazılı olanları oturduğumuz yerde deneyimleme imkânımız olsaydı, sorun kalmazdı. Bir öğrenme rehberi, her zaman harekete geçebilmemizde bizi motive edici ve faydalı olacaktır. Herkes birbirinden farklı yaratılışta olduğundan, izlenecek yöntemlerde kişiye özel olacaktır elbet…

İzlenecek yol, hayatımızla uyum içinde pratiğini yapabileceğimiz bir yol olmalıdır. Yani hayat felsefemizle, inançlarımız ve kültürümüzle ters düşmeyecek bilgilerin pratiğini yapmalıyız. Uygulama arttıkça sonuçlar belirecek, kişi zamanla stresin azaldığını, sağlığının güçlendiğini, arkadaşlarıyla olan ilişkilerinin düzeldiğini ve sahip olup da fark etmediği yeteneklerinin canlandığını, kısaca hayat kalitesinin arttığını görecektir. Sonuçta kişinin, gün geçtikçe farkındalığı artacak, pozitif enerjisi ve üretkenliğiyle çevresini güzel şekilde değerlendirecektir.

İnandığım şu ki; “her insan aramaya devam ettiği takdirde, aradığını bulacak ve kendini iç ve dış enkazlarından çekip kurtaracaktır!”

EMRAH ALTUNTECİM