DAĞLAR DAĞLAR

 

Dağlarla ilgili hissettiklerimizi üniversite yıllarında kaleme almaya başlamıştık. Dağlar hakkında yazmak doğayla olan ilişkimizi ifade edebilmemizi sağlıyordu. Doğa hakkında hissettiklerimiz o kadar soyut kavramlarla ifade olabiliyor ki yazı yazmak duygularınızı kendiniz ve başkaları için anlaşılabilir kılabiliyor, tercüman olabiliyor.

Bendeniz doğa yürüyüşlerini üniversite yıllarında sevmeye başladım. Bu eşsiz mekanlar hakkında kaleme aldığım birkaç satırı siz değerli Yürüyen Nefesler ile paylaşmak isterim;

“Bilgelerin, filozofların, azizlerin mekanıdır dağlar. En tatlı suların kaynağı,en masum renklerin toprağı, derin ormanların vatanıdır. Aslında sorularımızın cevapları bu tabiatta gizlidir. Sadeliğin ve özgürlüğün armonisi sizi alır götürür, var oluş hikayenizi sevinerek dinlersiniz…”

Dağlar tırmandıkça yüreğimi genişletiyordu. Eski insanların dağlarla olan ilişkisini de zaman zaman düşünür oldum..

“En görkemli yaşamların yükseklerden çağladığını öğrenen bazı yürekli insanlar dağlara çıktı. Her birinin arayışı birbirinden farklı insanlar, serüvenlerine atadan kalma bilgilerle başlıyordu. Kendilerini tabiatın anahtarı olabilecek bu birkaç kelimelik söz ve öğütlerle geliştirdiler. Bu kadim sözlerin değeri kimi zaman daha eteklerde anlaşılıyordu. Atalar haklıydı, dağlar zordu…

Fırtınalardan korunabilmek, zehirli bitkilerden uzak durmak, hayvanlarla anlaşabilmek ve dahası irade,sabır sahibi olabilmek gerekiyordu.

Yola çıkanlar çeşit çeşit… Kimisi bulutlara ulaşıp rüzgarın kaynağını bulabilmek istiyor, kimisi değerli taşlar peşinde, kimisi ise kahraman bir gezgin olmak için evinden ayrılmış… Bazıları da kendileri ile yüzleşmek için sevdikleri ile vedalaşmış…

Aslında eteklere su boldur, toprak verimlidir, dağ insanoğlunu besler… Ancak insan meraklıdır. Gün boyu seyrettiği büyüklüğü tanımak ister. Hem orada bin bir çeşit ağaç, mis gibi kokan meyveler, lezzetli tohum ve yemişler vardır. Su ile bu nimetler aşağıya iner…

Bereketin kaynağı insanları çekmektedir. Sahi gerçekten ırmaklar nereden doğar? Ya şu kıyıdaki minik tohumlar? Ekersin ot olur, pişirip iç hastalık kaybolur! Acaba dağlara tırmanıp da gelmeyenler hayatta mı? Geri dönmek mi istemiyorlar? Sağlıklı ve huzurlu bir yaşamı var yukarılarda? Belki de dedelerinin anlattıkları masallardalar; devlerin ve meleklerin koruduğu bal peteğinden surlarıyla barış, zenginlik ve doyum içinde bir ülke var yukarılarda…”

İşte o zamanlardan beri biz dağlara hayranız. Geçim derdinde onları unutsak da onları hatırladığımız zamanlar da olabiliyor. Doğamızda onlardan bir şeyler var sanki. Özlüyoruz…Yeşile bakmayı, çayırlara uzanmayı, ağaçlara çıkıp meyve toplamayı, saçlarımızda kekik kokan rüzgarı hissetmeyi, çıplak ayakla güneşte ısınmış sıcacık toprağa basmayı özledik. Sentetik eğlencelerden sıkıldık. Bizler ağaç dikmeye, gıdaların doğal olanlarını seçmeye, gezi dergileri okumaya, çevremizde olup biten ekolojik değişimlere ve çalışmalara ilgi duymaya başladık. Bizler gezegenimizin ne kadar duyarlı bir canlı olduğunu artık biliyoruz. Genç nesil altından kalkması gereken sorumluluğun farkında. Tahrip edilmiş yaşam alanlarını yeniden canlandırmaya çalışıyor…

Bizler kendimizi doğa ananın güftesine göre akort etmeye çalışıyoruz. Zamanımızı doğa gezilerinde , çevre etkinliklerinde değerlendirebiliyoruz. Yeni arkadaşlarla tanışıyor ve bazen bir avuç yemişi, bazen de çantamızın ağırlığını paylaşıyoruz. Bizler doğaya yakın olarak dağların bağrında gizlenmiş şelaleleri, mağaraları, ırmakları, gölleri, buzulları keşfediyoruz. Sizleri de aramıza bekliyoruz…

EMRAH ALTUNTECİM